AB-Türkiye göç modeli Ceuta krizinin ardından gündemde: Bu sistem Fas’ta işler mi?

Ceuta’daki kitlesel geçişlerin ardından AB-Türkiye göç modeli yeniden tartışılıyor. İki sistemin mantığı benzer; fakat Fas sınırında temel bir fark var: Ceuta’ya yönelenlerin büyük bölümü Fas vatandaşıydı, Türkiye’nin doğu ve güney sınırlarındaki düzensiz akış ise esas olarak yabancı uyruklulardan oluşuyordu.

Haberi dinle Sesli okuma hazır
Bu haberde
Yazı boyutu Mobil okuma için

30 ve 31 Temmuz 2026’da Ceuta, son yılların en sıra dışı sınır hareketlerinden birini yaşadı. Reuters’in İspanyol hükümetinin verilerine dayanarak aktardığı bilgilere göre yaklaşık 72 bin kişi Fas’tan Ceuta’ya düzensiz biçimde geçti; 70 bini kısa süre içinde Fas’a geri döndü. El País’in sahadan aktardığı tablo ise kitlenin büyük ölçüde genç Faslı erkeklerden oluştuğunu ortaya koydu. Bu özellik, Avrupa’nın doğu sınırında 2015 ve 2016’da yaşanan göç baskısından önemli ölçüde ayrılıyor. AB-Türkiye göç modeli ağırlıklı olarak Suriye, Afganistan, Irak ve Pakistan gibi ülkelerden gelen yabancıların Türkiye üzerinden Avrupa Birliği’ne yönelmesini sınırlamak üzere şekillendi.

Son dalganın ardından İspanya, Tarajal açıklarına yaklaşık 500 metrelik yüzer bir sistem yerleştirdi. RTVE’nin 3 Ağustos tarihli teknik anlatımına göre pnömatik bariyer, şamandıralar ve su altında yaklaşık bir metre uzanan bir etekle denizden geçişi zorlaştırmayı amaçlıyor. Yeni düzenleme salt fiziksel bir önlem olarak okunmuyor. Temmuz başında verilen yüksek mahkeme kararı, denizde yakalanan kişilere kara sınırındaki özel “sınırda ret” usulünün doğrudan uygulanamayacağını kesinleştirmişti.

AB-Türkiye göç modeli 2016’da nasıl kuruldu

AB-Türkiye göç modeli, 2015’te Ege üzerinden yaşanan kitlesel geçişlerin ardından kurumsal bir çerçeveye kavuştu. Avrupa Birliği Konseyinin 18 Mart 2016 tarihli AB-Türkiye Bildirisi, Türkiye’den Yunan adalarına 20 Mart 2016’dan sonra düzensiz ulaşan kişilerin başvurularının bireysel olarak incelenmesini ve gerekli şartlar oluştuğunda Türkiye’ye geri gönderilebilmesini öngördü. Metin ayrıca Ankara’nın Türkiye’den AB’ye yeni deniz veya kara rotalarının açılmasını önlemek için gerekli tedbirleri almasını istedi.

Mali ayak iki dilim halinde toplam 6 milyar avroluk Mülteciler için Mali Yardım Programına bağlandı. İlk 3 milyar avronun ardından ikinci 3 milyar avro 2018’e kadar devreye sokuldu. Karşılığında sınır kontrolünün ötesine geçildi; eğitim, sağlık, altyapı, gıda ve geçim desteği gibi alanlarda Türkiye’deki mülteci nüfusa kaynak aktarılması planlandı. AB Konseyi’nin Doğu Akdeniz rotasına ilişkin güncel sayfası, bildirinin uygulanmasından sonra bu rotadaki düzensiz varışların belirgin biçimde azaldığını kaydediyor.

Sistemin merkezinde “göçü Avrupa toprağına ulaşmadan yönetme” yaklaşımı bulunuyor. Yunanistan’ın adaları ve kara sınırı son halka olarak kalırken, Türkiye hem kendi kıyılarında hem de doğu ve güney sınırlarında yoğunlaştırılmış bir denetim katmanı kurdu. Fakat Türkiye’nin duvar, kule, kamera ve devriye yolu yatırımlarını doğrudan 2016 bildirisine bağlamak doğru olmaz. Bu yatırımlar terör, kaçakçılık ve düzensiz göçle mücadeleyi birlikte ele alan kapsamlı bir ulusal sınır güvenliği programının parçasıydı.

Türkiye sınırında duvar kadar teknoloji de kullanılıyor

İçişleri Bakanlığının 2026 bütçe görüşmelerinde paylaştığı verilere göre Türkiye sınırlarında 1.323 kilometre güvenlik duvarı ve 1.755 kilometre devriye yolu bulunuyor. Elektro-optik kuleler, termal kameralar, aydınlatma ve algılayıcı sistemler, dronlar ile keşif-gözetleme araçları da kara sınırındaki denetimin parçası. Bu rakamlar, Türkiye örneğinde tek bir bariyer yerine katmanlı bir sınır güvenliği düzeninin kurulduğunu ortaya koyuyor.

Bu dönemin göç profili de Ceuta’daki son dalgadan farklıydı. Göç İdaresi’nin 2016 göç raporunda yakalanan 174 bin 466 düzensiz göçmen içinde 69 bin 755 Suriyeli, 31 bin 360 Afganistan vatandaşı ve 30 bin 947 Irak vatandaşı bulunuyordu; Pakistan vatandaşları da ilk sıralardaydı. Başka bir ifadeyle, Türkiye sınır güvenliğinin karşı karşıya kaldığı toplu hareket esas olarak yabancıların Türkiye’ye girişi veya Türkiye üzerinden Avrupa’ya devam etme arayışıydı.

Ceuta ve Melilla’da aynı mantık, farklı siyasi ilişki

Fas ile İspanya arasındaki düzen köklü ve parçalı anlaşmalara dayanıyor. İspanya Resmî Gazetesi’nde yayımlanan 1992 tarihli anlaşma, üçüncü ülke vatandaşlarının belirli şartlarla geri kabulünü ve iki ülke arasındaki düzensiz hareketlerin yönetimini düzenledi. Bu metin 1992’de geçici olarak uygulanmaya başladı, resmî olarak 2012’de yürürlüğe girdi. Sonraki yıllarda AB-Fas Hareketlilik Ortaklığı, güvenlik diyaloğu ve ulusal göç politikaları bu çerçeveye eklendi.

2022’de iş birliği yeniden genişledi. Avrupa Komisyonu ile Fas’ın Temmuz 2022’de başlattığı kaçakçılıkla mücadele ortaklığı sınır yönetimi desteği, polis iş birliği, ortak soruşturmalar ve AB içişleri ajanslarıyla yakın koordinasyon öngördü. Avrupa Komisyonu’nun Avrupa Parlamentosuna verdiği resmî yanıtta Fas için 2021-2027 döneminde göç alanında 500 milyon avroluk gösterge niteliğinde bir destek paketi duyurulduğu kayda geçti.

Buradaki benzerlik açık: Avrupa Birliği, kendi dış sınırına ulaşan hareketi sınır çizgisinde karşılamakla yetinmeyip komşu ülkeyle önceden yönetmeye çalışıyor. Türkiye’de Ege rotası için kurulan mekanizma daha yüksek bütçeli bir paket ve ayrıntılı bir siyasi mutabakatla ilerledi. Fas dosyası ise İspanya-Fas ikili ilişkileri, AB-Fas ortaklığı ve operasyonel güvenlik araçlarının birleşiminden oluşuyor.

En büyük fark: Fas, kendi vatandaşlarının geçişini durduruyor

İki örnek arasındaki en önemli ayrım göçmenlerin vatandaşlığı. Türkiye’nin İran, Suriye ve Ege hatlarındaki düzensiz göç baskısı ağırlıklı olarak başka ülkelerin vatandaşlarından oluştu. Ceuta’daki 2026 dalgasında ise sınırı geçen veya geçmeye çalışanların çok büyük bir kısmı Fas vatandaşıydı. Bu, iş birliğinin siyasi mantığını değiştiriyor.

Türkiye örneğinde Ankara, üçüncü ülkelerden gelen veya Türkiye’de koruma altında yaşayan kişilerin AB’ye düzensiz geçişini sınırlayan bir transit ve ev sahibi ülke rolü üstlendi. Fas örneğinde, Rabat aynı zamanda kendi vatandaşlarının İspanya toprağına düzensiz çıkışını engelleyen ülke konumunda. Geri kabul, kimlik tespiti, toplumsal tepki ve ekonomik nedenler bakımından iki dosya aynı zeminde değil.

Bu ayrım Ceuta ve Melilla için tasarlanacak politikanın çit, kamera ve devriye kapasitesini artırmaya indirgenemeyeceğini de söylüyor. Faslı gençlerin kendi ülkelerinden ayrılma isteğini besleyen işsizlik, gelir farkı ve Avrupa’ya ulaşma beklentisi gibi nedenler, Türkiye’de savaş ve bölgesel istikrarsızlık kaynaklı göçün itici nedenlerinden farklı bir politika seti gerektiriyor.

Yüksek Mahkeme kararı deniz sınırını ayrı bir dosyaya çevirdi

8 Temmuz 2026 tarihli Yüksek Mahkeme kararına ilişkin EFE haberine göre Ceuta veya Melilla’ya yüzerek ulaşmaya çalışan ve denizde yakalanan kişilere, Yabancılar Yasası’nın kara sınırında kullanılan özel “rechazo en frontera” usulü uygulanamıyor. Mahkeme bu kişiler bakımından aynı yasanın geri gönderme prosedürünün işletilmesini istedi. Karar, kara çitleri ile deniz yaklaşımının hukuk bakımından aynı kabul edilemeyeceğini netleştirdi.

Tarajal açıklarındaki yeni yüzer bariyer burada önem kazanıyor. Sistem denizde görünür bir fiziksel sınır çizgisi kuruyor ve yüzerek geçişi erken aşamada durdurmayı hedefliyor. Yine de bariyerin varlığı, sığınma talebi, bireysel değerlendirme ve geri göndermeme ilkesi gibi yükümlülükleri ortadan kaldırmıyor. Uygulamanın hangi hukuki sonuçları doğuracağı, sahadaki işlemler ve olası yeni yargı kararlarıyla netleşecek.

Türkiye modelinden alınabilecek ders sınırı daha uzağa taşımakla sınırlı değil

Türkiye deneyimi, düzensiz geçişlerin tek bir güvenlik aracına indirgenemeyeceğini ortaya koyuyor. Erken tespit, sahil ve kara devriyeleri, insan kaçakçılığı şebekelerine karşı istihbarat, geri kabul mekanizmaları, komşu ülkeyle sürekli temas ve göçmenlerin bulunduğu ülkedeki yaşam koşullarına ayrılan kaynak birlikte çalıştığında sınır baskısı azalabiliyor.

Ceuta ve Melilla için benzer bir katmanlı yapı kurulabilir; fakat Türkiye örneğinin aynısını Fas’a kopyalamak gerçekçi olmaz. Fas’ın kendi vatandaşlarının hareketini yönetmesi, İspanya ile tarihsel ve siyasi ilişkilerin hassasiyeti ve denizden girişlerdeki hukuki sınırlar farklı bir denge gerektiriyor. Avrupa Birliği açısından asıl ders, üçüncü ülkelerle iş birliğinin para ve bariyerle sınırlı kalamayacağı; hukuki güvenceler, siyasi teşvikler ve göçün kaynağına göre değişen toplumsal politikalarla birlikte ele alınması gerektiği.

Kaynaklar

Kritik vize ve seyahat gelişmelerini kaçırmayın

WhatsApp kanalımızda yalnızca önemli uyarıları, Telegram kanalımızda ise tüm haber akışını paylaşıyoruz.

Schengen 90/180 gün hesabıHesaplayıcıyı Aç
Bu içerikten yararlanabilirsiniz

Kısa alıntılar; içerik değiştirilmeden, “Transit Haber” kaynak olarak belirtilerek ve bu habere aktif bağlantı verilerek kullanılabilir. İçeriğin tamamının izinsiz yeniden yayımlanmasına izin verilmez.

Yorum yapın

Yorumunuz yayımlanmadan önce incelenir. Yorum kaydına e-posta, website, IP adresi veya tarayıcı bilgisi eklenmez. Görünen ad alanında takma ad kullanabilirsiniz; yorumunuza kişisel veya özel nitelikli bilgi yazmayın. KVKK Aydınlatma Metni

Haberi paylaş