Türkiye’nin 4 sorunu Avrupa’nın da sorunu
Türkiye-AB ilişkileri Carnegie Europe’un 4 Kasım analizinde ticaret, NATO, hukukun üstünlüğü ve Avrupa siyasetindeki değişim üzerinden incelendi. Pierini, Mekke Anlaşması ve Made in Europe önerisini de değerlendirdi.

- Made in Europe önerisi Türkiye-AB ilişkileri için neden sorun oldu?
- Yatırım fonlarında 131 tasfiye ve ekonomiye ilişkin kaygılar
- NATO ve Karadeniz: Türkiye’nin deniz güvenliği rolü
- Mekke Anlaşması için NATO ve Husi saldırıları sorusu
- Doğu Akdeniz’de Libya mutabakatına yönelik itirazlar
- Hukukun üstünlüğü: Kavala kararı ve Halk TV baskını
- Avrupa’daki seçimler ve Türkiye’ye yaklaşım nasıl değişebilir?
- Carnegie analizi Türkiye-AB ilişkileri için hangi soruları bırakıyor?
Türkiye-AB ilişkileri, Carnegie Europe kıdemli araştırmacısı Marc Pierini’nin 4 Kasım 2026 tarihli yeni değerlendirmesinde dört ayrı alanda incelendi. “Turkey’s Four Headaches Are Also Europe’s” başlıklı çalışmada ekonomik bağların giderek zorlanan koşulları, Avrupa savunmasında Türkiye’nin yeri, hukukun üstünlüğü ve Avrupa’daki siyasi dönüşüm birlikte ele alınıyor. Pierini, özellikle Fransa ve Almanya’nın Made in Europe önerisini, Karadeniz güvenliğini ve Türkiye’nin Suudi Arabistan ile Pakistan’la imzaladığı Mekke Anlaşması’nı Avrupa açısından tartışıyor.
Eski Avrupa Birliği Türkiye Büyükelçisi Pierini, ekonomik işbirliği ve savunma ortaklığına duyulan ihtiyacın siyasi anlaşmazlıklarla birlikte arttığını savunuyor. Analizinde Türk lirasındaki değer kaybından fon piyasasında ortaya çıkan krize; Libya ile deniz yetki alanları mutabakatından AİHM kararlarına kadar farklı olayları aynı çalışmada inceliyor. Yazara göre Avrupa başkentleri ticaret ve savunma işbirliğinin hangi siyasi ve hukuki koşullarda sürdürülebileceğini tartışıyor.
Made in Europe önerisi Türkiye-AB ilişkileri için neden sorun oldu?
Pierini’nin ekonomi bölümünün çıkış noktası, otomotiv sektöründe Avrupa üretimini desteklemeyi amaçlayan Made in Europe girişimi. Yazara göre Fransa ve Almanya, 16 Ekim 2026’da otomotiv için hazırladıkları öneride kapsamı Avrupa Ekonomik Alanı ülkeleriyle sınırlandırdı. İsviçre ve İngiltere için ayrı düzenleme seçenekleri tartışılırken Türkiye ile Japonya ve Güney Kore bu ilk çerçevenin dışında bırakıldı. Bu bir Fransız-Alman önerisi; Pierini, teklif etrafındaki görüşmelerin yazıyı kaleme aldığı tarihte devam ettiğini bildiriyor.
Türkiye-AB ilişkileri, Avrupa markaları için Türkiye’de üretim yapan otomotiv tesisleri üzerinden de şekilleniyor. Pierini, Türkiye’de faaliyet gösteren Bosch ve Fiat’ın yanı sıra Renault ile Siemens üretimini hatırlatarak Gümrük Birliği kapsamındaki sanayi mallarıyla yeni yerli içerik koşullarının nasıl bağdaştırılacağını soruyor. Transit Haber’in Made in Europe ve Türkiye’nin otomotiv ihracatını ele alan önceki haberinde de AB pazarının sektördeki ağırlığı aktarılmıştı. Ankara’daki sanayi temsilcileriyle kamu yetkililerinin öneriye itiraz ettiğini yazan Yazara göre Paris ile Berlin’in tercihi müzakerelerin konusu.
AB Konseyinin 2025 ticaret istatistiklerine göre Türkiye ile Birlik arasındaki mal ticareti 217 milyar avroyu aştı. Konseyin verilerinde AB’nin Türkiye’den ithalatı yaklaşık 103,4 milyar, Türkiye’ye ihracatı yaklaşık 114 milyar avro. AB, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı; Türkiye ise AB’nin beşinci büyük mal ticareti ortağı. Bu veriler, Pierini’nin otomotiv sektöründeki dışlama tartışmasını neden iki taraflı ekonomik ilişkilere bağladığını somutlaştırıyor.
Türkiye-AB ilişkileri kapsamında uygulanan Gümrük Birliği, AB Komisyonunun açıklamasına göre 1995 tarihli Ortaklık Konseyi Kararı temelinde 1996’dan beri sanayi ürünlerinin serbest dolaşımını sağlıyor. Gümrük Birliği ortak kamu alımlarını kapsamıyor. Pierini’nin aktardığı teklif ise kamu alımları ve üretimde yerli içerik koşulları üzerinden yeni bir tercih tartışması yaratıyor. Yazar, AB üyelik müzakerelerinin 2005’te başlamasına rağmen siyasi ve teknik uyum başlıklarında ilerleme sağlanamamasını ticari gerilimden ayrı düşünmüyor.
Yatırım fonlarında 131 tasfiye ve ekonomiye ilişkin kaygılar
Carnegie araştırmasının ekonomik sorunlara ilişkin ikinci örneği, 2026 sonbaharında Türkiye’nin yatırım fonları piyasasında yaşanan kriz. Yazar, hızla büyüyen yatırım fonlarının tasfiye kararlarını sermaye piyasasının karşı karşıya kaldığı sorunlara örnek veriyor. Reuters’ın 2 Ekim tarihli incelemesine göre düzenleyici kurumlar, yedi portföy yönetim şirketine bağlı 131 fonun tasfiyesine karar verdi. Bu fonların toplam varlıkları 20 milyar doları aşmış, yatırımcı sayısı yaklaşık 500 bine ulaşmıştı.
Reuters, bazı fonların likiditesi düşük hisselerde yoğunlaştığını, piyasa manipülasyonuna ilişkin soruşturmalar başlatıldığını ve tasfiye sürecinin yatırımcılara yapılacak ödemeleri gündeme getirdiğini aktardı. Pierini ayrıca finans piyasasındaki krizi liranın uzun dönemli değer kaybıyla ilişkilendiriyor. Makalesinde 2005’te bir avronun yaklaşık 1,6 lira olduğunu, Kasım 2026 başında ise avronun yaklaşık 56 lira düzeyine geldiğini karşılaştırıyor; kur rakamlarını ekonomik kırılganlığın göstergesi olarak kullanıyor.
NATO ve Karadeniz: Türkiye’nin deniz güvenliği rolü
Türkiye-AB ilişkileri yanında NATO’nun Avrupa savunmasındaki rolünü de ele alan Pierini, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı geniş çaplı işgal etmesinden sonra Avrupa’nın silah üretimini ve savunma harcamalarını artırma ihtiyacını ele alıyor. Türk savunma sanayisinin ihracat, ortak üretim ve şirket satın almalarıyla büyüdüğünü belirten yazar, bu ticari ilişkilerin Batı Avrupa’nın kurumsal güvenlik kararlarına katılımdan farklı işlediğini savunuyor. Ankara’daki 2026 NATO zirvesinde Türk savunma sanayisinin görünürlüğünün bu siyasi farkı değiştirmediğini düşünüyor.
Pierini’ye göre bazı Avrupa başkentlerinin Ankara ile daha kapsamlı bir güvenlik ortaklığına mesafeli yaklaşmasında Türkiye’nin Rusya’yla ilişkileri, Washington yönetimiyle yakın temasları ve iç siyasette hukukun üstünlüğü konusundaki anlaşmazlıklar etkili. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Eylül 2026 BM Genel Kurulu konuşmasında Türkiye’yi dışlayan bir Avrupa güvenlik mimarisinin daha güvenli olmayacağı yönündeki açıklamasını anımsatıyor. Yazarın yaklaşımı, ülkeler arası savunma şirketi anlaşmalarıyla siyasi düzeyde kurumsal ortaklık arasında ayrım yapıyor.
Türkiye-AB ilişkileri içinde Karadeniz deniz güvenliği de ele alınıyor; Pierini bu alanda Türkiye’ye daha belirgin rol atfediyor. Türk donanmasının kapasitesi, Montrö Sözleşmesi uyarınca Boğazlar üzerindeki yetkiler ve 2022’de başlayan tahıl koridoru deneyimine değiniyor. Ukrayna’dan tarım ürünü taşıyan gemilere yönelik saldırılar sürerken deniz ticaretinin güvenliği NATO için de gündemde. Karadeniz’de ticaret gemilerine saldırıları işleyen Transit Haber dosyası, bölgedeki güvenlik sorununu sayısal veriler ve olaylarla aktarmıştı.
Araştırmacı, Türkiye’nin Karadeniz’de deniz güvenliğine daha etkin katkısının NATO müttefikleri için yarar sağlayabileceğini düşünüyor. Aynı bölümde Rusya’nın, Ukrayna’ya yarar sağlayan savunma faaliyetlerinin sınırlandırılması için Ankara üzerinde baskı kurma ihtimalini tartışıyor. Karadeniz değerlendirmesi, Türkiye’nin mevcut Boğazlar sorumlulukları ve deniz ticaretine ilişkin girişimleri üzerinden kuruluyor; Moskova’nın gelecekte nasıl davranacağına ilişkin öngörüyü Pierini’ye ait bir risk değerlendirmesi olarak aktarıyor.
Mekke Anlaşması için NATO ve Husi saldırıları sorusu
Avrupa dışındaki savunma ortaklıklarını da tartışan Pierini, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la 7 Ağustos 2026’da imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na değiniyor. Pierini, üç ülke arasındaki karşılıklı savunma hükmünü NATO Antlaşması’nın 5’inci maddesine benzetiyor. Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü, Pakistan’ın nükleer kapasitesi ve Türkiye’nin NATO üyeliği nedeniyle bu işbirliğinin ittifak içindeki tartışmalarda ilgi uyandırdığını yazıyor.
Mekke Anlaşması’nın TBMM Dışişleri Komisyonundaki aşamasını anlatan önceki haberde anlaşmanın parlamentodaki işlemleri aktarılmıştı. Carnegie analizi farklı bir soruya odaklanıyor: Türkiye’nin Atlantik İttifakı dışındaki bir karşılıklı savunma düzenlemesine katılması, Orta Doğu’da NATO üyelerinin çıkarlarıyla hangi koşullarda kesişebilir? Pierini, Ankara’nın bölgesel güvenlik rolünü genişletme hedefini anlaşmayla ilişkilendiriyor.
Yazarın somut senaryosu, Suudi Arabistan’ın Husi saldırıları karşısında Türkiye’den askerî destek istemesi. Pierini, Riyad’ın böyle bir talepte bulunması halinde Ankara’nın doğrudan operasyonel rolünün NATO çevrelerinde nasıl değerlendirileceğini açık bir soru olarak ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, Suudi Arabistan’dan gelecekte gelebilecek bir yardım talebine ilişkin dış politika öngörüsü. 4 Kasım’daki siyasi tartışma ve anlaşmanın Meclis süreci ise kendi resmî kayıtları üzerinden izleniyor.
Doğu Akdeniz’de Libya mutabakatına yönelik itirazlar
Türkiye-AB ilişkileri üzerine Carnegie analizinde Libya ile deniz yetki alanları anlaşması da Avrupa güvenliğinde tartışma yaratan gelişmeler arasında sayılıyor. Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi 20 Ekim 2026’da Türkiye ile Trablus merkezli hükümet arasında 2019’da imzalanan deniz yetki alanları mutabakatını onayladı. Önceden anlaşmaya karşı çıkan doğu yönetiminin oyu Atina ile Kahire’nin diplomatik tepkilerini beraberinde getirdi.
Associated Press ve Reuters’ın aktardığına göre Yunanistan mutabakatın uluslararası deniz hukukuna aykırı olduğunu savundu; Mısır da kararın kendi açısından hukuki sonuç doğurmadığını açıkladı. AB yetkilileri ve İsrail makamları da itirazlarını bildirdi. Pierini, bu açıklamaları Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz alanları politikasının Avrupa başkentleriyle anlaşmazlık yarattığı bir örnek olarak kullanıyor. Ankara ise anlaşmanın meşru olduğunu savunuyor.
Hukukun üstünlüğü: Kavala kararı ve Halk TV baskını
Türkiye-AB ilişkileri değerlendirmesinde Pierini’nin üçüncü ana sorunu hukukun üstünlüğü. Carnegie araştırmacısı, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, muhalefet siyasetçileri ve medya üzerindeki uygulamalara ilişkin sert eleştirilerini bu bölümde topluyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı davaları, muhalefet partilerindeki siyasi gerilimleri ve seçilmiş bazı belediye başkanlarının yerine kayyum atanmasını siyasi rekabetin koşulları açısından değerlendiriyor.
Osman Kavala davası, yazarın Avrupa hukuk düzeniyle Türkiye arasındaki ayrılığı açıklamak için üzerinde durduğu olaylardan biri. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 25 Ağustos 2026 tarihli Büyük Daire kararında Kavala’nın serbest bırakılması ve mahkûmiyetinin sonuçlarının ortadan kaldırılması istendi. Mahkeme, sözleşme hukuku bakımından mahkûmiyeti hükümsüz kabul etti. Pierini, AİHM kararlarının uygulanması sorununu AB ve Avrupa Konseyi ilişkileri açısından ele alıyor.
Halk TV’nin 14 Ekim’de İstanbul’daki merkezine düzenlenen polis baskını ve yönetime kayyum atanması da analizde bulunuyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, canlı yayının durdurulduğunu ve atanan yöneticinin yayın akışına müdahale ettiğini duyurdu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının açıklamasında kanala yönelik işlem, sahibi hakkında yürütülen mali suçlar soruşturmasıyla ilişkilendirildi. Pierini, bu müdahaleyi muhalif medyanın faaliyet alanının daralması yönündeki değerlendirmesiyle birlikte aktarıyor.
Carnegie yazarı, Türkiye’deki siyasi sistemin 2005’te başlayan AB üyelik müzakereleriyle birlikte tartışılan hukuki ve demokratik standartlardan uzaklaştığını savunuyor. İfade özgürlüğü, yargı kararlarının uygulanması ve muhalefet partilerinin faaliyet koşullarını ekonomik ve savunma ilişkilerine bağlayan yaklaşımının merkezinde bu kurumlar var. Avrupa başkentlerinin ticari çıkarlar ve savunma tedariki nedeniyle hukuk alanındaki uyuşmazlıklara yeterince etkili yanıt vermediğini düşünüyor.
Avrupa’daki seçimler ve Türkiye’ye yaklaşım nasıl değişebilir?
Türkiye-AB ilişkileri için Avrupa’daki parti dengelerini ele alan dördüncü bölüm, 2027 sonuna kadar yapılacak ulusal ve bölgesel seçimlere ayrılıyor. Pierini Fransa ile Almanya’nın yanı sıra İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerde sağ partilerin güçlenebileceğini öngörüyor. Özellikle göç ve din konularındaki söylemlerin Türkiye ile yeni anlaşmazlık alanları yaratabileceğini savunuyor. Bu değerlendirmeler ülkelerde kesinleşmiş seçim sonuçları değil, yazarın siyasi yönelimlere ilişkin tahminleri.
Pierini, Ankara’nın Avrupa’da son yirmi yılda merkez sol aktörlerle kurduğu siyasi temasların yeni parti dengeleri altında zorlanabileceğini düşünüyor. Göç politikaları, Türkiye’nin AB üyelik süreci ve savunma düzenlemeleri bir arada ele alındığında Avrupa siyasetindeki parçalanmanın Ankara’nın müzakere kanallarını etkileyebileceğini belirtiyor. Buna karşılık ticaret, üniversiteler, araştırma programları ve finans alanındaki bağların sürmesini iki tarafın uzun dönemli ilişkilerinde belirleyici görüyor.
Carnegie analizi Türkiye-AB ilişkileri için hangi soruları bırakıyor?
Sonuç bölümünde Pierini, Türkiye’nin Avrupa, ABD, Rusya ve Çin arasında görece eşit mesafeli hareket etme anlayışını tartışıyor. Böyle bir dış politika çizgisinin AB üyelik sürecindeki uyum beklentileriyle ve NATO’nun demokratik ilkelere dayanan siyasi çerçevesiyle çatıştığını savunuyor. Ankara’nın Rusya’yla ekonomik ilişkileri sürdürürken NATO’nun doğu kanadında güvenlik faaliyetlerine katılmasının Avrupa tarafından nasıl değerlendirileceği sorusunu öne çıkarıyor.
Yazara göre Türkiye’nin Avrupa pazarları, finans sisteminin yanı sıra eğitim ve araştırma kurumlarıyla kurduğu bağların ölçeğine kolayca alternatif bulunamıyor. Türkiye-AB ilişkileri değerlendirmesinde ekonomik ve toplumsal bağlantıların kalıcılığı üzerinde duruyor. Hukukun üstünlüğü konusundaki siyasi anlaşmazlıkların giderilmesini de gerekli görüyor. Pierini, AB liderlerinin karşılıklı ekonomik çıkarlarla siyasi ilkeleri birlikte yönetmek zorunda olduğunu düşünüyor.
Carnegie çalışmasının Türkiye-AB ilişkileri için son sorusu, Çin ile Rusya’nın ve ABD’nin Avrupa’ya yönelik politikaları karşısında iki tarafın ilişkilerini nasıl düzenleyeceği. Pierini, önümüzdeki iki yılın bu arayışta belirleyici olacağını öngörüyor. Araştırmanın dört bölümü; sanayi ticaretiyle Karadeniz güvenliğini ve Mekke Anlaşması’nı; ayrıca hukuk sistemi ile Avrupa’daki seçimleri üzerinden bu soruya farklı yönlerden yaklaşıyor.
Kaynaklar
- Carnegie Europe — Marc Pierini, Turkey’s Four Headaches Are Also Europe’s, 4 Kasım 2026
- Avrupa Birliği Konseyi — EU–Türkiye trade: facts and figures, 2025 ticaret verileri
- Avrupa Komisyonu — EU trade relations with Türkiye, Gümrük Birliği ve 2025 ticaret verileri
- Reuters — How Turkey’s investment fund bubble burst, 2 Ekim 2026
- Human Rights Watch — Turkish Government Takes Over Independent TV News Channel, 14 Ekim 2026
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi — Kavala v. Türkiye (No. 2), 25 Ağustos 2026
- Associated Press — Libya parlamentosunun Türkiye ile deniz mutabakatını onaylaması, 20 Ekim 2026
- Reuters — Doğu Libya parlamentosunun deniz yetki alanları oylaması, 20 Ekim 2026
- Euronews — Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Mekke savunma anlaşması, 7 Ağustos 2026
- Stiftung Wissenschaft und Politik — Geopolitics on Wheels: The Repositioning of the Turkish Automotive Industry, Kasım 2025
- Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi — Third EU–Türkiye High-Level Dialogue on Trade, Ekim 2026
WhatsApp kanalımızda yalnızca önemli uyarıları, Telegram kanalımızda ise tüm haber akışını paylaşıyoruz.
Kısa alıntılar; içerik değiştirilmeden, “Transit Haber” kaynak olarak belirtilerek ve bu habere aktif bağlantı verilerek kullanılabilir. İçeriğin tamamının izinsiz yeniden yayımlanmasına izin verilmez.
Sıradaki haber
Hakan Fidan’dan Brüksel’de SAFE eleştirisi: Türkiye’ye yeterince danışılmadıHaber otomatik yüklenemezse normal bağlantısından okuyabilirsiniz.
Haber yükleniyor…